Domuz gribi haberleri azaldı, jeller elde kaldı

Domuz gribi haberleri azaldı, jeller elde kaldı
Domuz gribinde panik havasıyla birlikte patlayan antibakteriyel jel furyası bitti

Son aylarda domuz gribinin hızla yayılması nedeniyle tüketimleri büyük artış gösteren antibakteriyel ürünlerin satışları yeniden eski seyrine dönmeye başladı. Viking Temizlik ve Kozmetik Ürünleri AŞ. Pazarlama ve İletişim Müdürü Fatih Yüzbaşıoğlu domuz gribinin eylül ayıyla birlikte ülke genelinde gündeme gelmesinin ardından antibakteriyel ürünlerin satışında yaşanan ivmenin hızını kaybettiğini söyledi. Yüzbaşıoğlu “Panik havası yok oldu” dedi.

UNUTULMAYA BAŞLANDI

Yüzbaşıoğlu “Satışların artış göstermesiyle birlikte inanılmaz bir merdiven altı üretim oluştu. Merdiven altı üretimin artmasıyla birlikte istenilmeyen olaylar yaşandı. Dikkatsiz ve kontrolsüzce gerçekleşen üretim nedeniyle tüketim kısmında bir takım problemler oluştu” diye konuştu. Güler Elektronik, Kozmetik, Kimya Sanayi ve Ticaret’in sahibi Uğur Güler de domuz gribiyle ilgili haberlerin televizyon ve gazetelerde geniş olarak çıkmasının ardından bu alanda adeta bir ‘furya’ dönemi yaşandığını söyledi. Bu dönemin sona erdiğini ve satışların normal seyrine döndüğünü dile getiren Güler, “Domuz gribi haberleri eskisi kadar televizyon ve gazetelerde yer almamaya başladı. Reklamlar da aynı oranda etkisini yitirdi. İnsanlar, domuz gribini unutmaya başladı ve satışlar düştü. Birçok firmanın elinde ham madde ve ürün kaldığını düşünüyorum. Medya konuyu yeniden gündeme getirse satışlar tekrar artacaktır ama sonrasında yeniden düşecektir” dedi.

FİRMA SAYISI 60’A ÇIKTI

Turkuaz Medikal Kozmetik’in Uluslararası Pazarlama Sorumlusu Levent Başaran ise antibakteriyel ürünlerin satışında geçen yılın eylül ayından itibaren başlayan artışın sona erdiğini ifade etti. Pazarın doyuma ulaştığını belirten Başaran, bu düşüşte bireysel alımların azalması kadar firma ve kurumların da domuz gribi nedeniyle uyguladıkları tedbirleri yavaş yavaş azaltmasının da etkisinin olduğunu kaydetti. Domuz gribi haberleri öncesinde antibakteriyel ürün imalatı yapan firma sayısı 3 iken bu sayı 60’lara kadar çıkmıştı.

Gribin dünyaya faturası 4.4 trilyon $

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, ‘gerçekçi olmayan salgın paniklerinin dünyaya ve insanlığa çok pahalıya mal olduğunu’ söyledi. Akdur “Kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon dolara mal oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon dolara mal olacağı hesaplanıyor. Bu paniklerden bazı ülke ve firmalar büyük rantlar elde ederken diğer bir kısmı da büyük zarar görüyor” dedi.

Yüzyılın en büyük tıp skandalı

Avrupa Konseyi: “Domuz gribi sahte”

12.01.2010 08:06

Avrupa Konseyi Sağlık Komitesi Başkanı Wolfgang Wodarg domuz gribi kampanyasının yüzyılın en büyük sağlık skandallarından olduğunu ileri sürerek “Bu sahte slgın ilaç firmalarının işi” dedi.

Avrupa Konseyi Sağlık Şefi’nin domuz gribi ile ilgili açıklaması tüm dünyayı adeta şoke etti. İngiliz gazetesi Daily Mail’in haberine göre, Wodarg, domuz gribinin aslında fazla ölümcül olmadığını ve yaşananları ilaç firmalarının tetiklediğini ifade etti. Wodarg, bir anda dünyaya korku salan domuz gribi vakalarının, küresel korku sayesinde milyarlarca lirayı cebe indirecek olan ilaç ve aşı üreten firmalar tarafından idare edilen ‘sahte bir salgın’ olduğunu savundu. Wodarg, söz konusu şirketleri, Dünya Sağlık Örgütü’nü (WHO) bu konuda ‘pandemi’ (yaygın hastalık) ilan etmeye telkin etmekle de suçladı.

Dr. Wodarg, domuz gribinin dünyaya anlatılan gibi korkutucu olmadığını söyledi. Wodarg, “Bu hafif bir griptir. Fazla ölümcül değildir. İlaç firmaları, domuz gribine karşı geliştirdikleri ilaçları satmak için küresel bir korku yarattı. Bilim adamlarına ve halk sağlığından sorumlu resmi kurumlara telkinlerde bulunarak, dünya çapında hükümetlerin alarm durumuna geçmesini sağladılar. Bu yüzyılın en büyük sağlık skandalı yaşanıyor” dedi.

Avrupa Konseyi’nin baş sağlık yetkilisi Wodarg firmaların insanları aşılamak için yarattıkları panik ortamının en çok hükümetlerin sağlık bütçelerine zarar verdiğini söyledi. Bu olayla ilgili olarak ilaç firmalarının rolünün soruşturulması için Dr. Wodarg tarafından hazırlanan bir teklif de Avrupa Konseyi tarafından kabul edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden de sorumlu olan Avrupa Konseyi’nin bu ayın sonlarına doğru konuyla ilgili acil oturum yapması planlanıyor.

Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Şefi Wolfang Wodarg bu elim hatadan aşı firmalarının hemen dönmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Anke Martiny de geçtiğimiz ay domuz gribinin çok büyütüldüğünü söylemişti. Martiny “Aşıya güven kalmayacak” demişti.

İngiliz Sağlık Bakanlığı, domuz gribi yüzünden 65 bin kişinin öleceğini duyurmuş; özel bir internet sitesi kurup acil durum telefon hatları oluşturmuştu. Hatta stratejistler halkın ilaç bulmak için ayaklanma çıkaracağını göz önüne alarak, ordunun bile devreye girebileceğini öne sürmüşlerdi. Ancak geçen haftaya kadar sadece 5 bin kişinin virüs kaptığı ve 251’inin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor. Dünyada domuz gribinden ölenlerin sayısı 8 bin 750’ye ulaştı.

Domuz gribinde kafalar karıştı

Sağlık Bakanlığı Pandemi Kurulu, “ilaç firmalarının işi sahte bir hastalık” iddialarını araştırdı.

13.01.2010 09:52
DENİZ BİLİROĞLU / ANKARA/ GAZETE HABERTÜRK

AVRUPA Konseyi Sağlık Birimi Başkanı Wolfrang Wodarg’ın domuz gribinin ilaç firmalarının işi ve sahte olduğunu iddia etmesi, kafaları yeniden karıştırdı.
İddialar üzerine Sağlık Bakanlığı Pandemi Kurulu, önceki günkü toplantısında bu konuyu araştırdı. Ancak kurul habere ilişkin yurtdışı kaynaklarda bir şey bulamadı. Pandemi Kurulu Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Avrupa Konseyi Sağlık Birimi diye bir kurumun olmadığını” belirterek şunları söyledi:

‘BÖYLE BİRİM YOK’
Pandemi Kurulu’nda bu haberin kaynağını araştırdık. Ancak yabancı
kaynaklarda da böyle bir habere rastlamadık. Avrupa’da Avrupa Sağlık Kontrol Merkezi diye bir şey var. Bu kurum da aşının gerekli olduğunu sürekli söylüyor. Avrupa’da ya da dünyanın herhangi bir bölgesinde böyle bir şey söyleyen de yok. Dr. Wolfrang kimdir bilmiyoruz. Haberin özü yanlış, o nedenle yorumlamaya deyecek bir şey değil.”

Başbakan Haklı Çıkıyor

ERDOĞAN HAKLI ÇIKIYOR
DOMUZ GRİBİ KONUSUNDA ÜST ÜSTE ŞOK AÇIKLAMALAR

12.01.2010 11:47

Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda Harvard Üniversitesi’nin “Çok abartıldı” açıklamasının
ardından Avrupa Konseyi’nden de “Domuz gribi sahte” açıklaması geldi. Avrupa Konseyi Sağlık Komitesi Başkanı Wolfgang Wodarg domuz gribi kampanyasının yüzyılın en büyük sağlık skandallarından olduğunu ileri sürerek “Bu sahte salgın ilaç firmalarının işi” dedi.

Yapılan iki açıklama Başbakan Erdoğan’ın aşı Türkiye’ye gelmeden hemen önce ve aşılama sürecinde yaptığı çıkışları hatırlattı. Başbakan o dönem vatandaşı aşı yapmaya çağıran Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sert tepki göstererek, aşılama konusunda herkesin özgür bırakılması gerektiğini söylemiş ve çok tartışma yaratan açıklamalar yapmıştı. Gelinen noktada aşı olmayacağını söyleyerek domuz gribi paniğine temkinli yaklaşan Erdoğan’ın haklı çıktığı söylenebilir. Erdoğan’ın o dönem sorgulanan tavrını bugünkü açıklamalarla birleştirdiğimizde akıllara şu soru da geliyor: “Acaba bir bildiği mi vardı?”

İŞTE O ŞOK AÇIKLAMA

Avrupa Konseyi Sağlık Şefi’nin domuz gribi ile ilgili açıklaması tüm dünyayı adeta şoke etti. İngiliz gazetesi Daily Mail’in haberine göre, Wodarg, domuz gribinin aslında fazla ölümcül olmadığını ve yaşananları ilaç firmalarının tetiklediğini ifade etti. Wodarg, bir anda dünyaya korku salan domuz gribi vakalarının, küresel korku sayesinde milyarlarca lirayı cebe indirecek olan ilaç ve aşı üreten firmalar tarafından idare edilen ‘sahte bir salgın’ olduğunu savundu. Wodarg, söz konusu şirketleri, Dünya Sağlık Örgütü’nü (WHO) bu konuda ‘pandemi’ (yaygın hastalık) ilan etmeye telkin etmekle de suçladı.

Dr. Wodarg, domuz gribinin dünyaya anlatılan gibi korkutucu olmadığını söyledi. Wodarg, “Bu hafif bir griptir. Fazla ölümcül değildir. İlaç firmaları, domuz gribine karşı geliştirdikleri ilaçları satmak için küresel bir korku yarattı. Bilim adamlarına ve halk sağlığından sorumlu resmi kurumlara telkinlerde bulunarak, dünya çapında hükümetlerin alarm durumuna geçmesini sağladılar. Bu yüzyılın en büyük sağlık skandalı yaşanıyor” dedi.

Avrupa Konseyi’nin baş sağlık yetkilisi Wodarg firmaların insanları aşılamak için yarattıkları panik ortamının en çok hükümetlerin sağlık bütçelerine zarar verdiğini söyledi. Bu olayla ilgili olarak ilaç firmalarının rolünün soruşturulması için Dr. Wodarg tarafından hazırlanan bir teklif de Avrupa Konseyi tarafından kabul edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden de sorumlu olan Avrupa Konseyi’nin bu ayın sonlarına doğru konuyla ilgili acil oturum yapması planlanıyor.

Avrupa Konseyi Sağlık Birimi Şefi Wolfang Wodarg bu elim hatadan aşı firmalarının hemen dönmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Anke Martiny de geçtiğimiz ay domuz gribinin çok büyütüldüğünü söylemişti. Martiny “Aşıya güven kalmayacak” demişti.

İngiliz Sağlık Bakanlığı, domuz gribi yüzünden 65 bin kişinin öleceğini duyurmuş; özel bir internet sitesi kurup acil durum telefon hatları oluşturmuştu. Hatta stratejistler halkın ilaç bulmak için ayaklanma çıkaracağını göz önüne alarak, ordunun bile devreye girebileceğini öne sürmüşlerdi. Ancak geçen haftaya kadar sadece 5 bin kişinin virüs kaptığı ve 251’inin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor. Dünyada domuz gribinden ölenlerin sayısı 8 bin 750’ye ulaştı.

Domuz gribi ilacı bu hale getirdi

Genç kız tanınmayacak duruma geldi!

22.01.2010 11:55

İngiltere’de seçimler yaklaştıkça sağlık sistemiyle ilgili eleştiriler daha çok yapılmaya başlandı. Eleştirilerden en çok nasibini alan kurum da İngiltere Ulusal Sağlık Servisi NHS. 19 yaşındaki bir genç kız soğuk algınlığına yakalanınca NHS’nin online sisteminden yararlanarak yardım istedi.

NHS’deki sağlık görevlisi, Samanttha Millard adlı kızın domuz gribine yakalandığını söyledi ve Domuz gribi ilacı Tamiflu tabletleri alması tavsiyesinde bulundu. Samantha Millard kendisine tavsiye edilen domuz ilacını aldıktan 72 saat sonra hastaneye kaldırıldı ve yaşam destek ünitesi sayesinde yeniden hayata döndürüldü.

Genç kız da kısmi bir düzelme oldu ama şimdi korkunç bir sonla karşı karşıya. Aldığı ilaca alerjisi olan Samantha’nın derisi pul pul dökülüyor, görme yetisini de gün geçtikçe kaybediyor.

Samantha hastaneye kaldırıldıktan sonra ürkütücü gerçeği öğrendi. Genç kız domuz gribine yakalanmamasına rağmen, yanlış tedavinin kurbanı olmuştu. Samantha Millard’ın annesi Debbie Van Horenbeeck, Ulusal Sağlık Servisi NHS’yi mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Samantha’nın annesi Van Horenbeeck, Domuz gribi ilacı Tamiflu’nun yeterince test edilmeden piyasaya sürüldüğünü iddia ediyor. Kızının başından bir an olsun ayrılmayan anne Van Horenbeeck, “NHS uyguladığı yanlış tedaviyle kızımı sakat bıraktı. Hükümet Domuz gribi oldugumuzda bize bu ilacı alma tavsiyesinde bulundu. Kızıma Domuz gribi teşhisi koyduktan sonra, bu ilacın yan etkileri hakkında kendisine en ufak bir bilgi vermediler” dedi.

Doktorlar 19 yaşındaki Samantha Millard’ın yeniden eski sağlığına kavuşması için en az 2 yıla ihtiyaç duyduğunu ama eski görme yeteneğine kavuşup kavuşamayacağını şimdiden söylemenin zor olduğunu belirtiyor.

Hürriyet

Soğan’da Rekor Fiyat

Domuz gribine iyi geldiği söylenen soğanın kilosu 2 TL’yi buluyor
Türkiye üretimi 2 milyon ton civarında olan ancak, önceki yıl düşük fiyat seyri nedeniyle geçen yıl ekim alanları azalan kuru soğanın fiyatındaki yükseliş devam ediyor.

Sofraların vazgeçilmezi, yoksulun ekmekle birlikte en ucuz gıdası olarak bilinen kuru soğanın semt pazarındaki kilogram fiyatı, önemli tarım merkezlerinden Adana’da, 1,5-2 liraya ulaştı. Tüketiciler, ekmek gibi soğanın fiyatının da katlayarak artmasına tepki gösterirken, üreticilerin de ekim alanlarını artırma çabasında oldukları gözleniyor.

Ceyhan Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, önceki yıl soğanın 50 kuruşa bile alıcı bulmadığını, bu yüzden geçen yıl kışlık soğan ekim alanlarının azaldığını, bunun da bu yıl tüketiciye yüksek fiyat olarak yansıdığını bildirdi.

Tezcan, geçen yıl ekim alanlarındaki azalmanın yan ısıra normal koşullarda 5-7 ton arasında olan dönüm başına erimin geçen yıl bazı yerlerde 3 tona kadar düştüğünü belirterek, ”Bu nedenle fiyatlar hızla yükseldi. Son günlerde, Ankara, Nevşehir, Manisa gibi soğuk hava depolarında soğan depolayan yerlerde şu an neredeyse hiç soğan stoku kalmadı” dedi.

Soğanda üretim azalışına rağmen domuz gribine iyi geldiği yönündeki haberler nedeniyle talep artışının da yaşanmasının fiyatların yükselmesindeki bir başka etken olduğunu ifade eden Tezcan, ”Fiyatlardaki yükselişin, taze soğanın çıkacağı ilkbahara kadar süreceğini tahmin ediyoruz. Bu nedenle soğan ekmek yemek de artık mütevazi tüketim olmaktan çıkıyor. Çünkü, soğan gibi ekmek fiyatları da yükseliyor” diye konuştu.

Bu arada, Çukurova’nın tarım merkezlerinden Yumurtalık’ta, kuru soğan ekimi yapan çiftçilerden Kemal Yılmaz, kuru soğan fiyatlarındaki artışın üreticinin yüzünü güldürdüğünü söyledi.

Yüksel Tavşan, soğandaki tırmanışın tüccarları da yeni sezon ürünlerini tarlada satın almak için harekete geçirdiğini belirterek, ”Şu an bana yarısı peşin yarısı hasatta ödenmek üzere dekara bin lira teklif ediyorlar ama kabul etmiyorum. Bu yıl soğanın altın yılı olacak” dedi.

AA

Hayatım korku nöbetleriyle geçiyor

Engin Günaydın: “Ondan kork, bundan kork, siyasetten, savaştan, küresel ısınmadan, domuz gribinden kork…”

Engin Günaydın yeni filmiyle karşınızda. Senaryosu da ona ait olan Vavien, gerilimle komedi, aydınlıkla karanlık, iyilikle kötülük, hayatla ölüm arasında
gidip gelen bir hikâye anlatıyor.

GÜLENAY BÖREKÇŞ / GAZETE HABERTÜRK / HT PAZAR

Ünlü olmaya ben karar verdim, diyor. “İnsanın şöhretine ve parasına bakılıyor bu ülkede, bundan faydalanmak istedim. Daha önce de senaryo yazmıştım, ama kimse kabul etmemişti. Bir türlü de ehlileştiremiyordum ruhumu, zihnimi. Gerçekleştirmezsen eğer, arzu bir kabuk gibi sırtına yapışıp kalır, peşini bırakmaz. ‘Bir sorunum var’ dersin kendi kendine. Nedir o sorun? Elinin
kolunun bağlı olması.”

 En büyük hayaliniz senaryo yazmak olduğuna göre, sinemaya düşkün müsünüz?
Sinemayla aram iyi değil. Filmler sıkıcı geliyor artık, “Bunu zaten seyretmiştim”
duygusuna kapılıyorum. Öte yandan biliyorum; Türk sineması kendi kanlı canlı
hikâyelerinin peşine düşse, özgün dilini, bakışını oluştursa ve fotoğraf taklitçiliğinden sıyrılsa dünyanın önemli sinemalarından biri olur.

 Vavien bir med-cezir halini anlatıyor. Aydınlıkla karanlık arasında gidip gelmeyi… Bu hikâyede sizi çeken, onu yazmayı isteten şey neydi?
Mutsuzluk. Bu ülkede yaşayan insanların hayatında gizli kasalarda saklanan derin mutsuzluk… Acaba o kasaların kilidini kurcalayıp açabilir miyim fikriyle yola çıktım. Aydınlık ancak karanlığın ta dibine kadar gidilirse fark edilirdi, seyirci bunu görsün istedim. Film, karanlıktan aydınlığa geçiş sürecini anlatıyor ve arada olanlar, karakterleri olumlu anlamda değiştiriyor, dönüştürüyor.
 Yazmak da sizi değiştirmiş anlaşılan ve gördüğünüz karanlık rüyalar siz senaryoyu bitirdiğinizde aydınlanmış…
Feci rüyalar görüyor, hatta senaryoya başlayamıyordum. Herkes, arkadaşlarım bile “Vazgeç bu sevdadan” diyordu. Rüya göreceğim diye uyumaya korkuyordum. Mesela birinde arabadayım, eriyen dağlar çamur gibi yola akıyor, biz de dosdoğru içine giriyoruz, ölüme yani. Bu rüya bana çok büyük bir belanın habercisi gibi geldi. Durul ve Yağmur’un ısrarları olmasa, benden
senaryoyu inatla beklemeseler, yazamayabilirdim de… Aylar sonra mekân ararken, tam da rüyamdaki dağları gördük, bu kez yemyeşildiler. “Tamam”
dedim, “İyi haber, demek ki zihnim düzelmiş.” Ben kolum kopsa umursamayabilirim, ama zihnimde arıza varsa, başım dertte demektir. Vavien “gizli mutsuzların”, mutsuzluğunu kendine bile itiraf etmeyenlerin dünyasına girme çabasıdır.
 Filmde dram, trajedi, psikoloji, tuhaf aşklar, hatta bir hayalet hikâyesi bile var…
Hikâyeden çok hisleri önemsedik biz. Bir his trafiği oluşturduk. Kahramanlarla
birlikte seyirci de gerilsin, korksun, üzülsün, sevinsin istedik. Uygun bir ton
yakalarsak, temel duyguların seyircinin de ruhunda hortlayacağını düşündük.
 Binnur Kaya’nın kapıyı bir hayalet gibi çalışı müthişti…
O “hayalet” bir kenara fırlatıp unuttuğun problemin dönüşü. Çözmezsen hiçbir
problemden kurtulamazsın, gelir başına dert olur. Adam bunu anladı. Seyirci de huzurlu dünyasına dönmek istiyorsa, kendi testlerini yapıp zihnini havalandırsın, temizliğini bitirsin… Sonradan, niçin korkunun üzerine bu kadar
gittim diye düşündüm. Galiba korku nöbetleriyle geçiyor hayatım. Ondan kork, bundan kork, siyasetten, savaştan, küresel ısınmadan, domuz gribinden kork… Korku üreten biriyim. Kalp çarpıntısıyla diz çöktüğüm oluyor evde. Kime
diz çöktüğümü bilmiyorum. Bir gün aynaya bağırdım, “Sakın beni bir daha
korkutma” diye. Kendimden mi ürktüm acaba?
 Niçin böyle sizce?
Bütün korkular çocuklukta başlar. Çocukluğum 12 Eylül’de geçti. Yanımızda
bombalar atılırdı. Evimizin duvarında 250 kurşun deliği vardı. Ben de okulun camlarını kırardım. Bir çocuğun dünyasını yıkarsan, o da sağa sola saldırır. Oysa 12 Eylül gelene dek bahar gibi bir çocukluk yaşıyordum…
 Bir günde hayatınız değişti…
Bir günde bütün Türkiye dayak yedi. Sırf bana değil, hepimize musallat oldu korku denen lanet duygu, artık onsuz yaşayamıyoruz.

 Küçük bir kasabada yaşayan anne baba ve çocuk. Para hırsı, yalan, güvensizlik, çıkarcılık, gösteriş, yanlış anlamalar, dinlemeden yargılamalar, endişe, kaygı, tedirginlik, kabalık, şiddet, korku… O aile Türkiye’nin hangi hallerini yansıtıyor?
Türkiye de kendisini doğru ifade edemiyor. Onun da sırları var. Nezaketsiz. Olgun değil, aklı başında değil. Filmdeki adam gibi. Ya da benim gibi… Biraz daha kendine güvenli olabilirdi bu ülkenin çocukları. Kendine güvensen konuşmaya, hayallerini gerçekleştirmeye başlarsın. Daha mutlu olursun.
Olduğun her şeyin sebebi kendine güvenin ya da güvensizliğin…
 Finalde film, siyah beyazdan renkliye dönermişçesine keskin bir virajla ton değiştiriyor. Eski hayatlarına dönüyorlar ama tam da öyle olmuyor…
Filmin kahramanları tüm sırlarını ortaya döküp en karanlık halleriyle tanıdılar
birbirlerini ve sorunlarıyla yüzleştiler. Hayata birlikte devam etme kararını da ancak ondan sonra verdiler. Akışa teslim olmuş gidiyorlardı, birlikteliği sürdürmek artık onların kararı oldu. Eskisine göre çok sağlam bir ilişkiydi bu.

BURHAN BENİM TERAPİSTİM SAYILIR

 Ekran tarihimizin en arsız, en kaypak, en cüretkâr, en hilebaz, en üçkağıtçı karakterini canlandırdınız. Burhan Altıntop nasıl çıktı içinizden?
Benim yapmayacağım her şeyi yapabiliyordu. Ağzına geleni söylüyor, kıyasıya saldırıyordu. Hayatımda kimseyi çekiştirmem, o zevk ala ala dedikodu ediyordu. Harika duygulardı, çünkü normal hayatımda hiç yoktular. Burhan
“Yapabilirim” özgürlüğünü tattırdı bana, terapistim oldu.
 Acaba ben böyle biri miyim dediniz mi hiç?
İnsan her türlü duyguyu barındırır ruhunda. Ama hayatta nasıl biri olacağına sen karar verirsin. Kimseye kötülük yapmamak, yalan söylememek senin seçimindir.

KADINLARDAN YANAYIM

 Solaris filmindeki, karısını defarca uzay boşluğuna yollayan ama her seferinde onu yatağının baş ucunda uysalca bekler bulan adamı hatırlattı bana Celal. Niçin her türlü aşağılanmaya rağmen bazıları hiç gitmiyor?
Sevgiden. Kararlılıktan. İlişkiyi sahiplenmekten. Kadınların duruşu, çocuk kafalı erkeklere göre çok daha sağlam. Filmde işlerin düzelmesi kararını
veren, bunun peşine düşüp aileyi toparlayan kişi de kadındı. Onun özel çabalarıyla oldu hepsi.
 Kadınlardan yanasınız…
Her zaman kadınlardan yana olurum ben.
 Binnur Kaya size dair “Kendini korumayı öğrensin isterim” demişti…
Biri beni öldürmeye kalksa, anlamayabilirim. O ne ya! N’oluyo! Çattt! Kolay öldürülebilecek biriyim. Güvenle başlarım ilişkilerime. Karşımdaki eğer
kapatmazsa, o kapı hep açık durur. Güvenmek ve dinlemek, gerçek ilişki kurmanın tek yolu.

habertürk

Domuz gribi ilaca direnç kazandı

Virüs ilacada dirençli hale geldi!
Almanya’da domuz gribinin tedavisinde kullanılan Tamiflu adlı ilaca yanıt vermeyen ilk domuz gribi vakası tespit edildi.

Munster Üniversite Hastanesi’nden yapılan açıklamada, virüsün ilaca dirençli hale geldiği bildirildi.

Deutsche Welle’nin haberine göre, Munster Üniversitesi Hastanesi yetkilileri, domuz gribi teşhisiyle hastaneye kaldırılan bir hastaya uygulanan terapi kapsamında hastaya verilen tamiflu ilacının hiçbir etki yaratmadığının belirlendiğini söyledi.

Yapılan açıklamada Tamiflu’nun herhangi bir etkiye sebep olmamasının, virüsün ilaca karşı duyarlılık kazandığının bir işareti olduğu belirtildi.

Mikrobiyoloji uzmanları inceleme sonucunda virüsün, şu an domuz gribi tedavisi için kullanılan ilaçlara kısa sürede dirençli hale geldiğini tespit ettiklerini belirtti.

Uzmanlara göre, söz konusu virüsün gelecekte nasıl bir değişim göstereceği henüz bilinmiyor.

Vatan

Domuz gribiyle biten yaşamlar

415 ölü sayısı, 415 ayrı hikayeyi barındırıyor…
2009’un mart ayında Meksika’da insanlarda hastalık yapan yepyeni bir virüs
ortaya çıktı. Domuzlarda oluşan virüslere çok benzediği için adı da hazırdı: Domuz gribi. Meksika dalgası gibi hızla tüm dünyaya yayılan griple ilgili olarak Dünya Sağlık Örgütü alarm zillerini çalmaya başlamış; tıp dünyası ayağa kalkmıştı. Yüksek ateş, öksürük, baş, vücut ve boğaz ağrısı, aşırı yorgunluk gibi belirtileriyle mevsimsel gripten farksızdı. Ama adı bile tüyleri diken diken ediyordu. Türkiye’de ilk domuz gribi vakasının kesinleşmesi ise televizyonlarda ‘son dakika’ anonsuyla duyurulmuş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 16 Mayıs’ta, ABD’den Irak’a gitmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yapan bir kişide domuz gribi virüsü belirlendiğini açıklamıştı. 24 Ekim’de de Türkiye’de domuz gribine bağlı ilk ölüm gerçekleşti. İşte o tarihten bu yana Sağlık Bakanlığı domuz gribi nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısını açıklıyor. 1, 5, 10, 100 derken sayı 415’e kadar yükseldi. 415! Kolayca söyleniyor, yazılıyor. Bu satırlar yazılırken de rakam sürekli artıyor. 415 sayısı, 415 ayrı hikâyeyi barındırıyor. 415 yaşamın sona erdiğini, geride yüzlerce yetimin, öksüzün kaldığını, hayatının baharında can veren insanların, geride bıraktıklarının acı ve gözyaşlarını haykırıyor.

BÜLENT GÜNAL – GAZETE HABERTÜRK – YAZI DİZİSİ 1

Doğumdan 12 gün sonra domuz gribinden öldü

MELİHA Mert, daha 38 yaşındaydı… Adapazarlı Meliha Mert, bir erkek çocuk dünyaya getirdikten 12 gün sonra domuz gribinden öldüğünde geride gözü yaşlı bir eş ve iki öksüz yavru bıraktı. Kenan Mert bir yandan eşinin yasını tutuyor, diğer taraftan da 7 yaşında bir kız ile bir aylık bile olmayan, annesinin kokusuna hasret bir bebeğe bakmaya çalışıyor. 32 yıllık aşçı Kenan Mert, 8 yıllık eşini kaybettiğine hâlâ inanamıyor: “Evlendikten bir yıl sonra kızımız
dünyaya geldi; Hazal. Meliha, ikinci çocuğumuza hamile kaldığında, doktor
Bir oğlunuz olacak’ dediğinde eşimin sevinç gözyaşlarını unutamam.’’

‘BU KADAR MI HIZLI İLERLER?’
Kenan Mert, oğullarının adını eşinin koyduğunu söyledi: “‘Mehmet Arda olsun’
dedi. Hamileliğine kısa bir süre kala ince bir öksürük başladı Meliha’da. Doktora gittik, çok önemsemedi. Bir iki ilaç yazdı, eve gönderdi. Hastalığı fazla ilerlemedi. Zaten iki hafta sonra doğum yaptı. Eve çıktık, öksürük yine baş gösterdi. Bu kez daha şiddetliydi. Öksürük bazen öyle artıyordu ki, nefes alamıyor, yüzü morarıyordu. Hastaneye gittik, röntgeni çekildi, tahliller yapıldı. Birkaç saat sonra da yoğun bakıma aldılar. Neler olduğunu anlayamıyorduk. Bir hastalık bu kadar mı hızlı ilerler? Yanına kimseyi almadılar. Sadece bir kez yoğun bakıma girdim, hemşire ‘Konuş onunla’ dedi. ‘Sana cevap veremez ama seni duyar.’ ‘Bunu da atlatacağız Meliha’ dedim. ‘Bak 2 yavrun da evde seni bekliyor. Bunlar da geçecek, toparla kendini.’’’

OĞLUNU BİR KEZ EMZİREBİLDİ
Meliha Mert’in durumu giderek ağırlaşmıştı. Ankara’ya gönderilen numunelerde H1N1 sonuçları pozitif çıkmıştı. Kenan Mert, “Eşimi domuz gribi
olduğunu öğrendikten 1 gün sonra kaybettik’’ dedi, sonra da devam etti: “8
gün yoğun bakımda kalmıştı. Elimizden hiçbir şey gelmedi. Oğlumuzu sadece 1 kez emzirebilmişti. Oğlunun kokusuna doyamadan gitti. Ben annemi 2.5 yaşında kaybetmiştim. Anneye hasret büyüdüm. Meğer çocuklarımın da kaderi benimkiyle aynıymış. 1 Aralık doğum günümdü. 2 Aralık evlilik yıldönümümüz. Meliha’yı evlilik yıldönümümüzde kaybettim.”

‘AŞI OLSAYDI, ACABA HAYATTA OLUR MUYDU?’

Engin Demirdal, 18 yıllık hayat arkadaşını kaybettiği an kızını aradığını söylüyor: “Saat 19.15’te öldü. 3 gün içinde ne olduğunu anlayamadan 18 yıllık hayat arkadaşımı kaybetmiştim. Kızımı aradım. En büyük şansım kızımın 17 yaşında olmasıydı. Metanetli davrandı. Şimdi baba kız birbirimize omuz verdik, ayakta durmaya çalışıyoruz.’’ Demirdal’ın aklındaki soru ise domuz gribi aşısıyla ilgili: “Herkes o kadar farklı şeyler söyledi ki, ne yapacağımızı bilemedik. Ben de kızım da aşı olmadık. Hep yan etkilerinden endişe ettim. Ama insan kendine soramadan edemiyor, eşim aşı olsaydı bugün hayatta
olur muydu? Bilemiyorum.’’

‘Eli ellerimdeyken kalbi duruverdi’
Engin Demirdal, 18 yıllık eşi ‘Sevda’sını bayramın ikinci günü kaybetti. “Bu yıl bayram bizim evimize uğramadı’’ diyen Demirdal, her şeyin bu kadar hızlı gelişmesi karşısında hâlâ şaşkın.

MANİSA Turgutlu’da tarım marketi sahibi Engin Demirdal, Kurban Bayramı’nın ikinci günü 18 yıllık eşi Sevda Demirdal’ı (42) domuz gribi nedeniyle kaybetti.
Demirdal sözlerine, “Bayram bu yıl bizim evimize hiç uğramadı’’ diye başladı, sonra da olanları şöyle anlattı: “Mutlu bir evliliğimiz vardı. 17 yaşında Doğa adlı bir de kızımız. Eşim Osmanlı takıları üzerine eğitim almıştı, Turgutlu’da bir
bijuteri dükkânı vardı. Her şey güzel giderken, kâbus, kuru bir öksürükle başladı. Devlet hastanesine gittik, doktor sırtını dinledi, bir iki ilaç yazdı. Ama
hiçbir ilaç fayda etmedi. Öksürüğü daha da şiddetlendi. Kusma da başladı.
Arife sabahı erkenden, İzmir’deki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gittik.’’

SON KEZ…
Demirdal sözlerini şöyle sürdürdü: Doktorlar hemen yatış verdi. laç tedavisi başlamıştı. İlaçlar ayda etmiyordu. İshal de aşlamıştı. Üstüne üstlük nefes
almakta da çok zorlanıyordu. Nefes alabilsin diye oksijen vermeye başladılar.
Ellerim Sevda’mın ellerindeyken kalbi durdu. Doktorlar kalp masajı yaptı. 10 dakika sonra kalbi tekrar atmaya başladı. Ancak eşimin kalbi yoğun bakıma
götürülürken bir kez daha durdu… Bu, onu son görüşüm oldu.’’ Engin Demirdal, Çeşme’de yaptırdıkları ve her şeyiyle eşinin ilgilendiği yazlıkta birlikte vakit geçirememelerine üzülüyor.

habertürk

Ya korkulan olursa

Domuz gribinde kritik 10 hafta başlıyor…
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre hastanelerde domuz gribi hastalığı sebebiyle 347 kişi yataklı tedavi görüyor. Bunların 113′ünün takip ve tedavisi yoğun bakım ünitelerinde sürdürülüyor. 99 hasta ise solunum cihazına bağlı olarak takip ediliyor. Hayatını kaybedenlerden 103′ü, 50 yaş altında olup daha önce her hangi bir sağlık problemi bulunmayan kişilerden oluşuyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hastanelerin virüs tehdidi altında olabileceğine dikkat çekti.
Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı bulunmayanların evlerinde tedavi görmelerinin faydalı olacağını belirten Leblebicioğlu, evde de el yıkamaya ve temizliğe özen gösterilmesini istedi. Prof. Dr. Leblebicioğlu, şunları söyledi:

“H1N1 enfeksiyonu veya bu bulgular olduğunu düşünen hastaların, grip olup olmadıklarını netleştirmeleri için hastaneye başvurmasında yarar var. Doktorlar inceledikten sonra, eğer kişinin kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı, kronik bronşit gibi hastalıkları yoksa evlerinde tedavi olmalarını öneriyoruz. Evlerinde de hastalıklarını başkalarına bulaştırmamak için ellerini sık sık yıkamalı, burunlarını temizlemeye, mendil kullanmaya özel göstermelidirler.”
Polikliniklere başvuran hasta sayısının sürekli arttığını belirten Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, merkezi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 9 hastadan 5′inin solunum desteğine bağlı takip edildiğini ifade etti. Prof. Dr. Leblebicioğlu, hastanelerin de gerekli önlemleri almasını önererek şöyle dedi:
“Bu artış nedeniyle hastanelerde enfeksiyon polikliniklerinin yeri genellikle ayrılmış durumdadır. Belli yerlerde grip poliklinikleri oluşturulmuştur. Ayrılmamışsa mutlaka gerekli düzenleme yapılmalı, izole edilmelidir. Gelen hastalara gerek acil gerekse polikliniklerde muayene olana maske kullandırılarak virüsün başkalarına bulaşması önlenmelidir. Hastalık bu şekilde devam ederse ve yoğunluk artarsa hastanelerin bununla mücadele etmesi güç hale gelebilir. Yani böyle bir sorunla da karşılaşabiliriz.”

KRİTİK 10 HAFTA BİZİ BEKLİYOR
Pandemik A tipi grip vakasından korunmanın en güvenilir yolunun aşı olduğunu hatırlatan Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Leblebicioğlu, önümüzdeki 10 haftanın riskli bir dönem olduğunu belirtti. Prof. Leblebicioğlu, bu hastalığın risk gruplarını etkilediğini, fakat risk grubunda olmayan insanları da etkileyebildiğini ve ölüme kadar götürebilen olumsuz sonuçlara neden olabildiğine dikkat çekti.
Prof. Dr. Leblebicioğlu, “Bunun için herkesin aşı olmasında yarar var. Hamileler için de aşı gelmiştir. Bu aşıyı hamile bayanların vurulması gerekiyor. Avustralya’da grip 14 hafta sürdü. Türkiye’de bu 14 hafta kısa veya uzun olabilir. Ardından yeni dalgalar gelebileceğini biliyoruz. Onun için vakit kaybetmeden aşı olmalıyız.” dedi.

Cihan

“Domuz gribi aşısı da GDO’lu”

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı’ndan ilginç iddia.
Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akçelik, domuz gribi aşısının genetiği değiştirilmiş organizma olduğunu belirterek, “Düşük risk grubuna giren bu tür GDO’lu ürünlerin kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların da ne olacağı bilinmiyor” dedi.

KÜLTURÇEV tarafından “GDO’muz” başlığı altında düzenlenen panelde konuşan Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akçelik, GDO’lu ürünlerin yüksek risk içeren ve düşük risk içeren adı altında iki gruba ayrıldığını, gıda ve tarımsal ürünlerin yüksek risk içeren grupta bulunduğunu belirtti. Ağırlıklı olarak da bu grubun kamuoyunun gündeminde tutulduğunu fakat düşük risk adı altında toplanan ve risk olduğu kabul edilmeyen grupta ise alkoller, renklendiriciler, aromalar, antibiyotikler, insilin birçok ilaç, peynir ve yoğurt mayalarının genetik olarak düzenlenmiş organizmaları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akçelik, “Üretilen ilaçların yüzde 80′i genetiği düzenlenmiş organizmalardan üretilmekte. Ayrıca domuz gribi aşısı da genetiği düzenlenmiş organizma. Düşük risk taşıyan grupta bulunanların kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların ne olacağı da bilinmiyor” dedi.

Dünyayı doyuracak kadar gıdanın fazlasıyla mevcut olduğunu ancak adil olmayan dağıtım yüzünden açlık sorunun yaşandığını belirten Prof. Dr. Akçelik şöyle devam etti: “Evrimin ana teorisi, aynı zamanda, aynı mekanda canlıların birlikte verimleşmesidir. Oysa genetiği değiştirilmiş organizmalar bir milyon yılda yapacakları evrimi birkaç ayda yapmaktadır, bu da evrim üzerimde olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İnsanını genetik yapısı da kök hücre çalışmalarıyla bozulmaktadır. Tüm canlıların birlikte evrim geçirmesi zaruridir.”

ANKA

Domuz gribinden ölenlerin sayısı 10 bini geçti!

DSÖ açıkladı…
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), internet sitesinde yayımladığı son bildiride, H1N1 virüsü nedeniyle 13 Aralık tarihi itibariyle yaklaşık 208 ülke ve bölgede en az 10 bin 582 kişinin öldüğünü açıkladı.

DSÖ, 1 haftada yaklaşık 1000 kişinin daha öldüğünü belirterek, 6 bin 335 kişinin öldüğü özellikle Kuzey Amerika’nın, virüsten en fazla etkilenen bölge olarak kaldığını vurguladı.

Hastalığın Orta Avrupa ve Güneydoğu Asya’da yayılmasını sürdürdüğüne dikkati çeken örgüt, Avrupa’da 1 haftada 412 kişinin daha ölmesiyle bölgede ölenlerin sayısının 1654′e çıktığını bildirdi.

Örgüt, Batı ve Kuzey Avrupa’daki en az 10 ülkede hastalığın azaldığını belirtirken Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Karadağ, İsviçre ve Rusya’nın kimiı bölgelerinde virüsün yayılmasını sürdürdüğünü açıkladı.

Orta ve Batı Asya’da virüsün etkisinin yüksek olmaya devam ettiği, ancak Afganistan, Umman ve İsrail’de etkisinin en üst düzeye çıktığı bildirilirken, Asya Pasifik bölgesinde 1912 kişinin yaşamını yitirdiği de vurgulandı.

AA

Domuz gribi ölümlerinde alt hastalıklar da var

İzmir Valisi Cahit Kıra açıklama yaptı.
İzmir Valisi Cahit Kıraç, İzmir’de son günlerde yaşamını yitiren 13 kişinin başka hastalıklarının yanı sıra H1N1 virüsü de taşıdığının anlaşıldığını belirterek domuz gribi salgınının dünya salgını olduğunu İzmir’in etkilenmemesinin imkansız olacağını söyledi.

Vali Kıraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentte son günlerde yaşanan ölümlerde H1N1 testi uyguladıklarını belirtti. Yapılan testler sonucunda 13 kişinin başka hastalıkların yanı sıra H1N1 virüsü de taşıdığının anlaşıldığını bildiren Kıraç, ”Asıl ölüm nedenleri MS gibi hayati derecede önemli hastalıklar, ama yaşamlarında bu virüsü de taşıdıklarını anladık. Bu bir dünya salgını, Türkiye’nin, İzmir’in bundan etkilenmemesi mümkün değil” dedi.

İzmir Valiliği ve resmi kurumlar olarak konuyla ilgili tüm tedbirleri aldıklarını anlatan Cahit Kıraç, şunları kaydetti:

”Hijyenik şartlara uyulması gerektiğini söylüyoruz. Toplu mekanlarda, okullarda, hastanelerde, kışlada daha çok dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyoruz. ‘Hangi yöntem kullanılırsa bu hastalıkla baş edilir’ konusunu slayt, afiş, portal haline getirdik, kurumlarda çalışanlarımız da bunları aldılar. Ayrıca aşı çalışması da yürüyor. İzmir’e 1 milyon 300 bin aşı tahsis edildi. Okullarda, diğer ünitelerde, sağlık ocaklarında arzu edenleri aşılama çalışması yürüyor. Bu virüsle mücadelenin en önemli ayağı aşıdır. Arzu eden herkese aşımız var.”

Cahit Kıraç, risk grubunda olmadığı için kendisinin aşı olmadığını da ifade etti.

AA

Domuz gribini 30 saniyede yok eden maske

Hastalıkların bulaşmasını engelliyor, kendi kendini temizliyor.
Honkong merkezli bir bioteknoloji firmasından piyasaya sürülen maske virüs ve bakterileri yok ediyor! Kendi kendini temizleyerek gün boyu etkisini sürdüren antimiktrobiyal maske, Türkiye’de de satışa sunuldu.

Maske son zamanların kabusu H1N1 virüsünü 30 saniye gibi kısa sürede yok ederken, maske yüzeyindeki mikropların maske çıkarılırken veya farklı şekillerde maske ile temas sonucunda bulaşma riskini ortadan kaldırıyor

Amerika’da ve Avrupa’da büyük ilgi gören maske sayesinde hastalıklar kişiden kişiye geçmiyor.

İHA

Cansu Dere de domuz gribi olmuş

Güzel oyuncu çekimler sırasında fenalaşmış.
Ekranlarda ‘Ezel’ dizisi, sinemalarda ise ‘Acı Aşk’ filmiyle adından söz ettiren Cansu Dere, domuz gribi olmuş. HT Magazin’in haberine göre, 15 gün önce ‘Ezel’ dizisinin hastane çekimleri sırasında fenalaşan Dere’ye ilk müdahaleyi çalıştıkları hastanenin doktorları yaptı. Domuz gribi teşhisi konulan güzel oyuncu, o gece hastanede kaldı.

habertürk

Bursa’da direktm domuz gribinden ölüm yok

Ölümler daha çok akciğer kanseri, kalp yetersizliği ve böbrek yetersizliği gibi ikincil hastalıklardan kaynaklanıyor.

Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan, Bursa’da yaşanan domuz gribi ölüm vakalarının daha çok akciğer kanseri, kalp yetersizliği ve böbrek yetersizliği gibi ikincil hastalıklardan kaynaklandığını belirtti.

Dr. Özcan Akan, yaşadığı yangın sonrasında yaklaşık 7 aydır birçok bölümü atıl durumda bulunan Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi’nde başlatılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Hastane konferans salonunda düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin domuz gribi ile ilgili sorularını yanıtlayan Dr. Özcan Akan, kısıtlı imkânlarına rağmen Bursa’nın bu süreci başarılı bir şekilde atlattığını ve iyi bir sınav verdiğini kaydetti. Dr. Özcan Akan, domuz gribinden direk ölümlerin yaşanmadığını belirterek, Bursa’da yaşanan yaklaşık 12 ölüm vakasının da ikincil hastalıklardan kaynaklandığını söyledi.

Domuz gribi konusunda ‘Pik seviyesi’nin düşürüldüğünü anlatan Dr. Akan, Kasım ayında yapılan başvurularda şu an itibari ile yarı yarıya düşme olduğunu ifade etti. Özcan Akan, ocak ayında vakalarda artış yaşanacağı şeklinde bir spekülasyonun bulunduğunu belirterek, “Böyle bir spekülasyon var, olabilir, ancak bizler her türlü tedbirimizi almış durumdayız. Ayrıca şuanda durum iyiye gidiyor.” dedi.

Domuz gribi aşısında ciddi bir talep artışı yaşadıklarını anlatan Dr. Özcan Akan, “Bize başta 70 bin aşı gelmişti, önceleri 3-5 binlerle bu sayı ifade ediliyordu, ancak şimdi bu sayı oldukça arttı. Panik havası geçince vatandaş daha bilinçli olarak aşıya yöneldi. Okullarda da görevlilerimiz çalışmalarına devam ediyor, okullarda aşı olmak isteyen bir kişi de olsa gidiyoruz.” şeklinde konuştu. Domuz gribi aşısının süresi bulunmadığını anlatan Dr. Akan, aşının gününün grip hastalığını atlatmamış insanlar için bir gün öncesi olduğunu ve mart ayından sonra gerekmeyebileceğini söyledi.

Bursa’da domuz gribinden ölenlerin sayısının bakanlıkça 11-12 olarak verildiğini hatırlatan Dr. Özcan Akan, “Bakanlık 11-12 olarak verdi ama bu domuz gribinden direkt ölüm vakası yok. Akciğer kanseri, kalp yetersizliği, diyabetik bir hasta, ya da ileri derece böbrek yetersizliği oluşmuş bir hastada normal bir gribal enfeksiyon vücut direncini düşürdüğü için ölümcül olabiliyor. Zaten Bursa’daki ölümlerin tamamı bu şekilde. Eğer onlardan bu numune alınmazsa, zaten biz akciğer kanseri olarak bunu kayıtlara geçeceğiz, ama numune alınıp ve pozitif çıktığı için domuz gribi diyoruz. Önceki gribal enfeksiyonlarla karşılaştırıldığında da zaten sayının çok abartılı olmadığı görülmekte. Burada önemli olan aşıdır. Vatandaşlarımız aşılarını yaptırsınlar.” şeklinde konuştu.

Cihan

Domuz gribi çocukları depresyona sokuyor

“Ölüm, sakat kalma gibi korkular oluyor”
Birkaç ayda bütün dünyaya yayılan domuz gribi salgını, beden sağlığının yanı sıra ruh sağlığını da tehdit ediyor. Domuz gribi sebebiyle çocuklarda “hasta olma ve ölüm korkusu, sevdiği insanı kaybetme, sakat kalma korkusu, okul da dahil olmak üzere kalabalık yerlere gitmek istememe ve sürekli kendini temizleme davranışı” gibi çeşitli tepkilere sebebiyet verdiği bildirildi.
Sebebi ne olursa olsun hastalıkların çocuklar için kaygı verici bir durum olduğunu ifade eden Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Psikolog Şebnem Çoban, çocuğun “hastalık” kavramını daha önceki hastalık tecrübelerine göre yorumladığını söyledi. Çoban, “Hiç ameliyat olmamış bir çocuk için ameliyat kaygı verici bir durum olmayabilir, ancak aile fertlerinden biri ameliyat olmuş ve çok ağrısı olmuş ise, çocuk ameliyat olmaktan endişe duyabilir. Dolayısıyla, hastalık kavramı, daha önce bu alanda kötü tecrübesi olan çocuğun kaygısını artırabilir. Şu anda yaşanan domuz gribi salgınında da çocuğumuz domuz gribine yakalanmasa bile, duyduğu, gördüğü örnekler kaygısının artmasına sebep olacaktır” dedi.

Çocukların hastalıktan psikolojik olarak etkilenmelerinin yaşa göre farklılık gösterdiğini kaydeden Çoban, okul öncesi olarak adlandırılan 3-6 yaş döneminde çocukların hastalıkları “kötü, bulaşıcı, bir tür ceza” olarak yorumladıklarını ve kendilerinin yaptığı kötü bir davranış yüzünden ortaya çıktığını düşündüklerini anlattı.

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Psikolog Çoban, “Bu yaş grubundaki çocuğun soyut düşünce yapısı gelişmediği için, hastalıkların sebep ve sonuçlarını anlamakta güçlük çekebilir, hastalıklar karşısında kaygısı daha yüksek olabilir. Dolayısıyla bu yaş grubundaki çocuklara domuz gribi hakkında geniş açıklamalar yapmak, çocuklara karşı aşırı koruyucu, kollayıcı tutumlar içinde olmak onları olumsuz etkiler. Çocuklara bütün tedbirler açıklanmalı ve sağlıklı olmak için yapılması gerekenler anlatılmalı, ancak ‘tüm bunları domuz gribine yakalanmamak için yapıyoruz’ şeklinde bir açıklama yapılmamalıdır. Bu yaş grubundaki çocuklara daha çok aile olarak tedbir alındığı bilgisi verilmeli, korunma yolları anlatılmalı, olumsuz sonuçlardan bahsedilmemelidir”diye konuştu.

Çocukların her yaşta anne babalarının veya kendilerine bakım veren kişilerin kaygılarından etkilendiğini hatırlatan Çoban, ebeveynin veya çocuğa bakım veren kişinin aşırı endişeli olmasının çocuğun da endişeli olmasına sebep olacağını dile getirdi. Çoban, çocukların olumlu mesajlar yerine olumsuz mesajlara daha çok odaklandıklarını, bunun için yayın kuruluşlarına da büyük sorumluluk düştüğünün altını çizdi.

İHA

Hastanede domuz gribi eğitimi

Aşılamanın önemi üzerinde duruldu.

17.12.2009 12:26
Balıkesir’in Burhaniye Devlet Hastanesi’nde çalışanlara Domuz Gribi eğitimi verildi. Baştabip yardımcısı Yüksel Çelikçi’nin verdiği eğitimde aşılamanın önemi üzerinde duruldu.

Burhaniye de, yurdun değişik yerlerinden çok sayıda vatandaşın ölümüne neden olan Domuz Gribi konusunda eğitim verildi. Devlet Hastanesi salonunda baştabip Dr. Mehmet Cüneyt ile hastane müdürü Sabri Yaşar, doktorlar ve yardımcı sağlık personelinin katıldığı eğitim toplantısında aşılama konusu üzerinde duruldu. Domuz gribi konusunda teşhis tedavi ve korunma yöntemlerini de anlatan Dr. Yüksel Çelikçi aşılamanın önemi üzerinde durdu.
Hastalıktan korunmanın en önemli yolunun aşılama olduğunu altını çizen Dr. Çelikçi, vatandaşlara aşının öneminin anlatılmasını istedi. Konu ile ilgili film de gösteren Çelikçi, kişisel korunmanın önemini de anlattı.

İHA

Domuz gribi aşılarında geri iadeler

Almanya ve İspanya geri vermek istiyor..
Almanya ve İspanya’nın, kullanılmadığı için elindeki fazla domuz gribi aşılarını üretici firmalara iade etmek istedikleri bildirildi.

Alman Sağlık Bakanlığı’nın, eldeki fazla aşıyı geri iade etmek için İngiliz GlaxoSmithKline ile görüşmeler yaptığı ancak görüşmelerin henüz netice vermediği kaydedildi.

Almanya’nın, elindeki stok fazlası aşıyı dağıtmak için diğer ülkelerle de gelecek ay görüşmelere başlayacağı bildirildi.

İspanya’nın da elindeki stok fazlası aşıyı iade etmek için imalatçı firmalarla görüşmeler yaptıkları kaydedildi.

Morgan Stanley’e göre, siparişlerin ardından ilaç firmalarından Novartis 600 milyon dolar, Glaxo 3,6 milyar dolar ve Sanofi de 1,1 milyar dolar gelir bekliyorlardı.

İadelerin başlamasının, bu ilaç şirketlerinin gelirlerini olumsuz etkileyeceği kaydediliyor.

AA

DSÖ’den fakir ülkelere domuz gribi aşısı yardımı

Azerbaycan, Afganistan ve Moğolistan’a gönderilmesi planlandı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), Azerbaycan, Afganistan ve Moğolistan’a gelecek haftalarda domuz gribi aşısı göndermeyi planladığı bildirildi.

DSÖ yetkilisi Keiji Fukuda yaptığı açıklamada, DSÖ’den aşı almanın üç şartının; resmi olarak başvurmak, aşının uygulanması konusundaki standartlara uyma sözü vermek ve aşının öncelikle sağlık çalışanları ve başka bir hastalığı olanlara yapılması gibi ulusal bir plan oluşturmak olduğunu kaydetti.

Fukuda kurum olarak, fakir ülkelerin nüfusunun yüzde 10′unun aşılanmasına yetecek miktarda aşı göndermeyi planladığını ve gelişmekte olan 35 ülkenin de aşı için sırada olduğunu söyledi.

Aşıların gönderilmesinde geç kalınıp kalınmadığı yönündeki bir soruya Fukuda, ”Bu virüs bir anda ortadan kaybolmasını beklediğimiz bir virüs değil” diyerek, virüsün gelecek birkaç yıl daha gündemde olacağını düşündüklerini söyledi.

Salgının düşüşe geçtiğini söyleyebilmek için erken olduğunu belirten Fukuda, böyle bir açıklama yapmak için DSÖ’nün uzmanlarla müzakerede bulunması gerektiğinin altını çizdi.

Açıklamada DSÖ’nün, altı ilaç firması ve bir grup ülke tarafından bağışlanan 180 milyonluk aşı stoku olduğu ve aşıların öncelikli olarak, domuz gribinin daha çok görüldüğü kuzey yarımküredeki ülkelere gönderileceği belirtildi.

AA

diyet | sağliksart | Estetik diyethapi.net kiloverme.org zayıflama hapı zayıflama hapı zayıflama zayıflama Sağlık