Engin Günaydın: “Ondan kork, bundan kork, siyasetten, savaştan, küresel ısınmadan, domuz gribinden kork…”
Engin Günaydın yeni filmiyle karşınızda. Senaryosu da ona ait olan Vavien, gerilimle komedi, aydınlıkla karanlık, iyilikle kötülük, hayatla ölüm arasında
gidip gelen bir hikâye anlatıyor.
GÜLENAY BÖREKÇŞ / GAZETE HABERTÜRK / HT PAZAR
Ünlü olmaya ben karar verdim, diyor. “İnsanın şöhretine ve parasına bakılıyor bu ülkede, bundan faydalanmak istedim. Daha önce de senaryo yazmıştım, ama kimse kabul etmemişti. Bir türlü de ehlileştiremiyordum ruhumu, zihnimi. Gerçekleştirmezsen eğer, arzu bir kabuk gibi sırtına yapışıp kalır, peşini bırakmaz. ‘Bir sorunum var’ dersin kendi kendine. Nedir o sorun? Elinin
kolunun bağlı olması.”
En büyük hayaliniz senaryo yazmak olduğuna göre, sinemaya düşkün müsünüz?
Sinemayla aram iyi değil. Filmler sıkıcı geliyor artık, “Bunu zaten seyretmiştim”
duygusuna kapılıyorum. Öte yandan biliyorum; Türk sineması kendi kanlı canlı
hikâyelerinin peşine düşse, özgün dilini, bakışını oluştursa ve fotoğraf taklitçiliğinden sıyrılsa dünyanın önemli sinemalarından biri olur.
Vavien bir med-cezir halini anlatıyor. Aydınlıkla karanlık arasında gidip gelmeyi… Bu hikâyede sizi çeken, onu yazmayı isteten şey neydi?
Mutsuzluk. Bu ülkede yaşayan insanların hayatında gizli kasalarda saklanan derin mutsuzluk… Acaba o kasaların kilidini kurcalayıp açabilir miyim fikriyle yola çıktım. Aydınlık ancak karanlığın ta dibine kadar gidilirse fark edilirdi, seyirci bunu görsün istedim. Film, karanlıktan aydınlığa geçiş sürecini anlatıyor ve arada olanlar, karakterleri olumlu anlamda değiştiriyor, dönüştürüyor.
Yazmak da sizi değiştirmiş anlaşılan ve gördüğünüz karanlık rüyalar siz senaryoyu bitirdiğinizde aydınlanmış…
Feci rüyalar görüyor, hatta senaryoya başlayamıyordum. Herkes, arkadaşlarım bile “Vazgeç bu sevdadan” diyordu. Rüya göreceğim diye uyumaya korkuyordum. Mesela birinde arabadayım, eriyen dağlar çamur gibi yola akıyor, biz de dosdoğru içine giriyoruz, ölüme yani. Bu rüya bana çok büyük bir belanın habercisi gibi geldi. Durul ve Yağmur’un ısrarları olmasa, benden
senaryoyu inatla beklemeseler, yazamayabilirdim de… Aylar sonra mekân ararken, tam da rüyamdaki dağları gördük, bu kez yemyeşildiler. “Tamam”
dedim, “İyi haber, demek ki zihnim düzelmiş.” Ben kolum kopsa umursamayabilirim, ama zihnimde arıza varsa, başım dertte demektir. Vavien “gizli mutsuzların”, mutsuzluğunu kendine bile itiraf etmeyenlerin dünyasına girme çabasıdır.
Filmde dram, trajedi, psikoloji, tuhaf aşklar, hatta bir hayalet hikâyesi bile var…
Hikâyeden çok hisleri önemsedik biz. Bir his trafiği oluşturduk. Kahramanlarla
birlikte seyirci de gerilsin, korksun, üzülsün, sevinsin istedik. Uygun bir ton
yakalarsak, temel duyguların seyircinin de ruhunda hortlayacağını düşündük.
Binnur Kaya’nın kapıyı bir hayalet gibi çalışı müthişti…
O “hayalet” bir kenara fırlatıp unuttuğun problemin dönüşü. Çözmezsen hiçbir
problemden kurtulamazsın, gelir başına dert olur. Adam bunu anladı. Seyirci de huzurlu dünyasına dönmek istiyorsa, kendi testlerini yapıp zihnini havalandırsın, temizliğini bitirsin… Sonradan, niçin korkunun üzerine bu kadar
gittim diye düşündüm. Galiba korku nöbetleriyle geçiyor hayatım. Ondan kork, bundan kork, siyasetten, savaştan, küresel ısınmadan, domuz gribinden kork… Korku üreten biriyim. Kalp çarpıntısıyla diz çöktüğüm oluyor evde. Kime
diz çöktüğümü bilmiyorum. Bir gün aynaya bağırdım, “Sakın beni bir daha
korkutma” diye. Kendimden mi ürktüm acaba?
Niçin böyle sizce?
Bütün korkular çocuklukta başlar. Çocukluğum 12 Eylül’de geçti. Yanımızda
bombalar atılırdı. Evimizin duvarında 250 kurşun deliği vardı. Ben de okulun camlarını kırardım. Bir çocuğun dünyasını yıkarsan, o da sağa sola saldırır. Oysa 12 Eylül gelene dek bahar gibi bir çocukluk yaşıyordum…
Bir günde hayatınız değişti…
Bir günde bütün Türkiye dayak yedi. Sırf bana değil, hepimize musallat oldu korku denen lanet duygu, artık onsuz yaşayamıyoruz.
Küçük bir kasabada yaşayan anne baba ve çocuk. Para hırsı, yalan, güvensizlik, çıkarcılık, gösteriş, yanlış anlamalar, dinlemeden yargılamalar, endişe, kaygı, tedirginlik, kabalık, şiddet, korku… O aile Türkiye’nin hangi hallerini yansıtıyor?
Türkiye de kendisini doğru ifade edemiyor. Onun da sırları var. Nezaketsiz. Olgun değil, aklı başında değil. Filmdeki adam gibi. Ya da benim gibi… Biraz daha kendine güvenli olabilirdi bu ülkenin çocukları. Kendine güvensen konuşmaya, hayallerini gerçekleştirmeye başlarsın. Daha mutlu olursun.
Olduğun her şeyin sebebi kendine güvenin ya da güvensizliğin…
Finalde film, siyah beyazdan renkliye dönermişçesine keskin bir virajla ton değiştiriyor. Eski hayatlarına dönüyorlar ama tam da öyle olmuyor…
Filmin kahramanları tüm sırlarını ortaya döküp en karanlık halleriyle tanıdılar
birbirlerini ve sorunlarıyla yüzleştiler. Hayata birlikte devam etme kararını da ancak ondan sonra verdiler. Akışa teslim olmuş gidiyorlardı, birlikteliği sürdürmek artık onların kararı oldu. Eskisine göre çok sağlam bir ilişkiydi bu.
BURHAN BENİM TERAPİSTİM SAYILIR
Ekran tarihimizin en arsız, en kaypak, en cüretkâr, en hilebaz, en üçkağıtçı karakterini canlandırdınız. Burhan Altıntop nasıl çıktı içinizden?
Benim yapmayacağım her şeyi yapabiliyordu. Ağzına geleni söylüyor, kıyasıya saldırıyordu. Hayatımda kimseyi çekiştirmem, o zevk ala ala dedikodu ediyordu. Harika duygulardı, çünkü normal hayatımda hiç yoktular. Burhan
“Yapabilirim” özgürlüğünü tattırdı bana, terapistim oldu.
Acaba ben böyle biri miyim dediniz mi hiç?
İnsan her türlü duyguyu barındırır ruhunda. Ama hayatta nasıl biri olacağına sen karar verirsin. Kimseye kötülük yapmamak, yalan söylememek senin seçimindir.
KADINLARDAN YANAYIM
Solaris filmindeki, karısını defarca uzay boşluğuna yollayan ama her seferinde onu yatağının baş ucunda uysalca bekler bulan adamı hatırlattı bana Celal. Niçin her türlü aşağılanmaya rağmen bazıları hiç gitmiyor?
Sevgiden. Kararlılıktan. İlişkiyi sahiplenmekten. Kadınların duruşu, çocuk kafalı erkeklere göre çok daha sağlam. Filmde işlerin düzelmesi kararını
veren, bunun peşine düşüp aileyi toparlayan kişi de kadındı. Onun özel çabalarıyla oldu hepsi.
Kadınlardan yanasınız…
Her zaman kadınlardan yana olurum ben.
Binnur Kaya size dair “Kendini korumayı öğrensin isterim” demişti…
Biri beni öldürmeye kalksa, anlamayabilirim. O ne ya! N’oluyo! Çattt! Kolay öldürülebilecek biriyim. Güvenle başlarım ilişkilerime. Karşımdaki eğer
kapatmazsa, o kapı hep açık durur. Güvenmek ve dinlemek, gerçek ilişki kurmanın tek yolu.
habertürk